Reklamı Kapat

DARBE KOMİSYONU RAPORU-6

Bu bölümde, Milli Güvenlik Kurulu'nun 2003 öncesi yapısı ve ülke güzevnliği üzerindeki etkisi ele alınarak irdeleniyor.

ALTINCI BÖLÜM

28 ŞUBAT 1997 TARİHLİ 406 SAYILI MGK KARARININ UYGULAMALARI

GİRİŞ:

TSK, yakın geçmişe kadar, Milli Güvenlik Kurulu yoluyla, Türkiye’de hem iç hem de dış politikaya aktif bir şekilde müdahale etmiştir. Bu müdahale süreci, MGK mevzuatının kapsamlı şekilde değiştirildiği 2003 yılına kadar yoğun olarak MGK aracılığıyla devam etmiş, değişen iç ve dış siyasi gündeme bağlı olarak, hemen her toplantıda kimi zaman bir, kimi zaman iki kimi zaman da üç ayrı karar alınarak, iç ve dış politikaya yön verilmeye çalışılmıştır.

REFAH-YOL döneminde 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan MGK toplantısında üç ayrı alanda, üç farklı MGK Kararı (9 ilde uygulanmakta olan Olağanüstü Halin dört ay daha uzatılmasına ilişkin 404 sayılı Karar, dış politikayla ilgili 405 sayılı Karar ile irticayla ilgili malum 406 sayılı Karar) alınabilmiştir.

Böylece, Türkiye’de ordu her zaman siyasetin içinde olmuş, Kur’an Kurslarından, İmam Hatip Liselerine, vakıflardan, özel okullara, radyo-TV yayınlarından, kurban derilerine, pompalı tüfeklerden türbanlı öğrencilere kadar hemen her konuda siyasete müdahale etmekten çekinmemiştir. Başbakanlar ise belki de ellerinden bir şey gelmediği için iktidarlarını askerlerle paylaşmaktan kaçamamışlardır. Böylece, kanuni açıdan sözde danışma organı olarak MGK, fiiliyatta devletin derin aklı olmuştur.

TSK, 1990’lı yılların başından itibaren Refah Partisi’ni “şeriat/irtica” ile özdeş görerek, millet iradesine dayalı siyasi bir hareketi devlete yönelik bir tehdit olarak görmekten ve göstermekten çekinmemiştir. Bu doğrultuda, TSK, REFAH-YOL iktidarının işbaşına gelmesi üzerine, Millî Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997 tarihinde yaptığı toplantıdan başlayarak, irticayla mücadele konusundaki kararlılığını sürdürmüş ve bu toplantıda Hükümete dikte edilen irticaya yönelik 18 maddelik tedbirden oluşan 406 sayılı MGK Kararının bütün unsurlarıyla hayata geçirilmesi için konunun takipçisi olmuştur.

Böylece, TSK, Refah Partisi yönetiminin tabanına anlatması mümkün olmayan bu Kararı Hükümete dikte ettirmekle kalmamış, brifingler yoluyla yargı ve medyayı da yönlendirmek suretiyle Refah Partisi’nin Anayasaya ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı fiiller işlediği iddiasıyla bu partinin kapatılmasına önayak olmuştur. Bunun en önemli kanıtı bu brifinglerde yer alan hususlarla Refah Partisi’nin kapatılma davasına ilişkin iddianamenin bire bir örtüşmesidir. Neticede, sözkonusu MGK Kararıyla Hükümeti köşeye sıkıştırmayı başaran TSK, Başbakan ERBAKAN’ın kendi iradesiyle Başbakanlıktan istifa etme sürecini hazırlamıştır.

28 Şubat sürecinde, başında bir Orgeneralin bulunduğu MGK Genel Sekreterliği kilit bir rol üstlenmiştir. Zira ilgili MGK mevzuatı gereğince, MGK Genel Sekreterliği tarafından hazırlanan Taslak Toplantı Gündemleri öncelikle Genelkurmay’ın görüş ve önerilerine sunulmuş, burada şekillenen gündem, daha sonra Başbakanların önüne getirilmiş, Başbakanlar çoğu zaman önemli bir değişiklik olmaksızın bu gündemleri kabul etmiş ve neticede Genelkurmayın görüşü çerçevesinde şekillenen gündem Cumhurbaşkanının onayıyla nihai hale getirilmiştir. Ayrıca, kimi zaman da, bizzat Genelkurmay Başkanları ya da Kuvvet Komutanları gündem dışı söz alarak, istedikleri konuları MGK gündemine taşıyabilmişlerdir.

Böylece, TSK ve MGK Genel Sekreterliği tarafından, özellikle, 28 Şubat sürecinden itibaren, hemen her alanda ve konuda, devlet çapında alınması istenen her türlü yasal düzenleme, idari tedbir ve tasarruf, önce MGK’da gündeme getirilmiş, burada Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve Bakanların onayı ve Cumhurbaşkanı’nın tasvibiyle, Bakanlar Kurulu’na bildirilmek üzere karar altına alınmıştır.

Bakanlar Kurulları da, Başbakanların daha önce altında imzası bulunan MGK kararlarına istinaden, siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel alanlarda gerekli yasal değişiklikleri yapmış ve çeşitli idari kararlar almışlardır. Neticede, Bakanlar Kurulu’na ve TBMM iradesine açıkça müdahalede bulunularak yasama ve yürütme erkleri üzerinde vesayet tesis edilmiştir.

Bu doğrultuda, “bin yıl süreceği” ifade edilen irtica ile mücadele kapsamında, 406 sayılı Kararın ruhuna uygun olarak, alınması uygun görülen ilave tedbirler ile yasal ve idari düzenlemeler REFAHYOL dönemi sonrasında yapılan her MGK toplantısında da, gündeme getirilmiştir. Böylece, irtica sadece 1990’larda değil, 2000’li yılların ortalarına kadar Türkiye’nin ana gündem maddelerinden birisini teşkil etmiştir. Nitekim, Refah Partisi’nin devamı niteliğinde olan Fazilet Partisi de, tıpkı Refah Partisi gibi, benzer gerekçelerle kapatılmaktan kurtulamamıştır.

Bir başka deyişle, TSK, MGK yoluyla, özellikle 28 Şubat 1997 tarihinden itibaren, Türkiye siyasetinde, adeta perde gerisindeki Bakanlar Kurulu işlevini görmüş, siyasette var olan boşluğu doldurmuş ve bir bakıma “devletin çekirdeği” haline gelmiştir.

Türkiye’de MGK’nın, siyasete ne ölçüde müdahil olduğunun görülmesi amacıyla, Komisyonumuza gelen 01.01.1997-31.01.2000 dönemine ait MGK Kararlarına bakmak yeterli olacaktır.

Sözkonusu MGK Kararları incelendiğinde, bunların “yıkıcı, irticai, bölücü” radyo ve televizyon yayınlarının önlenmesinden, irticai vakıfların denetimine; Özel Eğitim Kurumlarının denetlenmesinden, yurt dışına gönderilen öğrencilerin takibine; cezaevleri koşullarından, geçici köy korucularına; sınır ticaretinden, Habur Gümrük kapısına; Olağanüstü Hal uygulamalarından, PKK terör örgütüne destek veren ülkelere karşı alınacak tedbirlere; Gelibolu Tarihi Milli Parkı Projesi’nden, Meriç Nehri Taşkın Koruma Projesi’ne; Trabzon’daki sel felaketinden etkilenenlerin Gökçeada’da iskan edilmesinden, azınlık vakıflarının denetimine; GAP’ın durumundan, Güneydoğu illerindeki radyo ve televizyon yayınlarının izlenme oranlarına; Muzır Kurulu üyeliklerinden, MİT Müsteşarı atamasına, havacılığın ve Türk Hava Kurumu’nun sorunlarında, hangi tersanelerin Deniz Kuvvetlerine devredileceğine, doğu ve güneydoğu illerindeki sağlık sorunlarından, enerji nakil hatlarının güzergahlarına kadar uzanan, hem iç, hem de dış politikayı ilgilendiren hususlar olduğu görülmektedir.

Sözkonusu dönemdeki MGK Kararlarının özeti EK’te sunulmuştur.

Bu Kararlar, Türkiye’de siyasi iktidarların, yakın geçmişe kadar ağır bir askeri vesayet altında kaldıklarını; iktidar güçlerini doğrudan MGK, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri ile paylaşmak zorunda kaldıklarını açıkça ortaya koymaktadır.[1]

#

03 Ara 2012 - 16:00 - Gündem



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Arena Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Arena Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Arena Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Arena Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.